Ahmet Arif

Ahmet Arif

Yazmak seni ak kağıda
Bir dağı yazmak, bir boranı
Seni ustam - ustalarım
Nasib olmadı bize hayrülhalef mertebesi
Yani granite yazmak yazmak seni
Dikine koşturmak bir ulu suyu
Bir felsefe dem tutmak bırakmanın, bırakılmanın kahrında
Sunulmak üzre bir feyz muhabbetinde
Çengi - düğün bir kanı susturmak kitaplara adanıp
Geyik etine girerken doğa
O bir avuç su, o bir avuç toprak
O cehennem bedende
Bir çelik gibi döverek umudu
O çatal yürekte çifte su vermek
Yaşamak halk sevmenin kıymatini
Yürümek bir ömrü kıl payında muhannetin
Geçmek sırat köprüsünden
Kan gülleri patlarken göğüslerde
Ve taş çıkartıp ilmü - simyaya
Hasret ile sabır ile yontarak karanlığı
Bahasız bir elmas gibi yaratmak insanı
Yani ne mümkün yazmak seni
Bu çırak el, bu usul yürek
Bu dağ yürümemiş, bu çiçek büyümemiş adam
Ne bilsin bir nasıl zanattir yiğitlik
Sadece el öpüp icazetin almış
Mısra - ı berceste düşürmeye bin acıdan
Ve kim özün alır güneş salkımların
Bir bağ bozumunda duyup bildiği, görüp ettiği
Yani ne mümkün okumak seni
Sen ki hiç dödürmedin yüzün öte
Ecel beşikleri kurulurken dağlarda
Ve her kum zerresinde bir can
İşte! Burada! Şuracıkta!
Bir can sönerken yırtarak yaşamın yüzün
Sen hiç çevirmedin yüzün öte
Demir çubuklar var idiyse de dönüp devranın
Dönüp baktığın yerde
Yani mümkün yok yazmak seni
Benimki eline varmak
Baş alıp somun kırmaktan
Dinlemek bir ulu suyu bir adam gübresi batağında
Kutsamak elin, yüreğin, emeğin
Ve yazmak seni ustam
Yazmak boynum borcu yazmak - ummanda damla.

Yılmaz Gruda
(Kuyumcular - Şiirler,
Papirüs Yayınları, İstanbul 1980)